avatar
Şuanki Zaman: 11-18-2008, 06:39 PM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Forum Duyurusu

Forumdan Yararlanamak Bizlerle Birlikte Bilgi Paylaşmak İstiyorsanız Lütfen 1 Dakkikanızı Ayırarak Üye Olunuz. Üye Olmak İçini Buraya Tıklayınız. Üyelik Ücretsizdir.



Cevapla  Konu Gönder 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Doku
Yazar Mesaj
X-FiLeS Çevrimdışı
Program Admin
*******
Administrators


Üye Bilgileri

Üye no: 3
Katılım Tarihi : Oct 2008
Rütbe : Administrators
Nerden :
Mesaj Sayısı : 511

X-FiLeS  is   Çevrimdışı
Rep Puanı : 0
Rep Grafiği: 0


Mesajlaşma Bilgileri 

PM (özel mesaj) göderMSN araciligi ile mesaj yollaYahoo
araciligi ile mesaj yollaICQ
araciligi ile mesaj yollaAIM
araciligi ile mesaj yolla


Mesaj: #1
Doku
DOKU: Belli bir ödevi görmek üzere toplu bir sistem teşkil eden, genellikle aynı yapı ve özellikteki hücre gruplarına doku denir. Ancak bazı dokular örn; iletim dokusu heterojen hücrelerin topluluğundan meydana gelir. Dokuların özelliklerini araştıran biyoloji koluna da histoloji denir.
Bitkinin dokularını meydana getiren hücreler arasında orta lamel, hücre arası boşluk, geçit ve plasmodesmler bulunabilir. Bunlar dokuyu oluşturan hücreler arasında madde ve uyartı alış-verişini sağlarlar.
Bazı hücreler arasında stoplazmik bir ilişki bulunmadığı halde doku oluştururlar. Bunlara yalancı doku veya hücre kolonisi denir.
Tüm doku hücreleri beslenme, solunum, protein sentezi gibi temel görevlerini bağımsız olarak yaparlar. Bunun yanında farklı görevleri yapacak şekilde özelleşmişlerdir.
 BİTKİSEL DOKULAR
a) Meristem (Bölünür) dokular
b) Bölünmez dokular
A- MERİSTEM DOKU
Meristem dokunun kökeni embriyodur. Yüksek yapılı bitkilerde yumurta hücreleri ile erkek gametin birleşmesinden meydana gelen zi¤¤¤ bölünerek embriyoyu verir. Embriyo esas bitkiyi meydana getirebilmek için devamlı bölünerek hücre sayısını arttıra bilme yeteneğindedir. Bölünme özelliğinden dolayı da bitkilerin uzama ve kalınlaşmasını sağlar. (Meristemler tarafından üretilen hücreler büyümelerine ve morfofizyolojik değişmelerine, özelleşmelerine değişim denir. Böylelikle embriyonik karakter kaybolur ve olgun dokular oluşur. Örn: Elekli boru hücreleri, çekirdek veya çekirdek materyali, ihtiva eden bütün değişmez doku hücreleri yeterli uyarı aldıklarında yeniden bölünme, büyüme ve değişme kabiliyetindedirler. Buna hatipotensi denir.)
*Meristem hücrelerin özellikleri  Bol sitoplazmalı, ince çeperli, hücreler arası boşlukları olmayan, kofulsuz yada küçük ve az ko¤¤¤¤u, büyük çekirdekli, farklılaşmış küçük hücrelerdir. En önemli özellikleri sık sık bölünerek yeni hücreler meydana getirebilmeleri.
Meristemler kökenlerine göre 2’ye ayrılır.
i- Primer meristem
ii- Seconder meristem
1- PRİMER MERİSTEM (BİRİNCİL)  Embriyo safhasından itibaren bölünme yeteneğini kaybetmeyen ve doğrudan doğruya embriyo hücrelerinden gelişen hücrelerdir. Uzunluğuna büyümeyi gerçekleştirirler. (Meristem bitkide bulunduğu yere göre 3’e ayrılır; Apikal, lateral ve inter kalar olarak)
(Apikal meristem  kök, gövde ve dalların ucunda yani büyüme noktalarında bulunur. Gövdede bölünmenin olduğu kısım vejetasyon konisi adını alır ve büyüme noktasını teşkil eder.
Vejetasyon konisinin en dış kısmında tenika bulunur. Tenikanın dış tabakası dermatogen (protoderma) adını alır ve gelişerek epidermayı oluşturur. Poriblem denilen iç tenika tabakasının gelişmesiyle koroks ve destek doku meydana gelir.
İkinci tabakada karpustur ve buda öz veya öze yakın iletim demetlerini meydana getirir.
İnterkalar meristem  organların uzunluğuna büyümesini sağlar.
Lateral meristem  enine büyümeyi sağlar.)
(Büyümeye devam eden pena köklerin uç kısımlarında da bir vejetasyon konisi bulunur. Yalnız bu genç kökler toprakla devamlı temas halinde bulunduklarından bu kısım kaliptra denen yüksükle korunur. Burada dıştan içe doğru
kaliptrogen  dermatogen  periderm  karpus bulunur.
Primer meristemler kök, gövde ve dalların ucundaki sürekli mitoz bölünme özelliğinde olan hücrelerden oluşur. Kök ve gövde ucundaki bu kısımlar koni şeklini almıştır. Genç hücrelerden oluşan bu büyüme konileri kökte kaliptra, gövdedeyse koruyucu yapraklarla dış etkenlerden korunur.
2- SEKONDER MERİSTEM  Çiçeksiz bitkiler ve Monokotilodan da yoktur. Bölünmez doku hücrelerinin hormonların etkisiyle yeniden bölünme yeteneği kazanması sonucu meydana gelen bölünür dokulardır. Kök ve gövdenin enine büyümesini sağlar. (kambiyum ve mantar meristemi bunu sağlar.)
B- BÖLÜNMEZ DOKU (Değişmez, Sürekli Doku)
Normal olarak hücre bölünmesi görülmez. Bölünür doku hücreleri yaşlandıkça bölünmez doku hücrelerini oluştururlar. Hücreleri meristem hücrelerinden büyük ve sitoplazmaları az hücrelerin büyük kısmını vokuol meydana getirir. Hücrelerin bir kısmı ölü olup içleri su ve hava ile doludur. Hücre çeperleri kalınlaşmış, hücreler arası boşluk oluşmuştur. Zamanla çekirdekleri küçülür yada kaybolur. Bazı bölünmez dokular gerektiğinde surgun dokulara dönüşebilir. Örn; Ağacın dalları kesilince yeni dallar oluşabilir.
Bölünmez dokular 5 tipe ayrılır.
i- Parankima dokusu (Temel doku)
ii- Koruyucu doku
iii- Destek doku
iv- İletim doku
v- Salgı doku
1- Temel Doku (Parankima= Özek doku)
Çeşitli görevlerle yükümlü olan meristem hücrelerinden oluşur. Bitkide daha çok basit bir dolgu dokusu gibi düşünülebilir. Bu doku hücreleri sonrada değişerek çeşitli özel hücre tiplerine dönüşür.
Hücre çeperleri genellikle ince, bazen ligninleşmiş veya kalınlaşmış olabilir. Plazmaları bol olan canlı hücrelerdir. Hücre çeperinde basit geçitler bulunur. Hücrelerin sitoplazmaları içinde çeşitli organeller, kloroplast, kromoplast ve leukoplast bulunur. Besin maddelerinin toplanması, iletilmesi, solunum gibi önemli canlı olaylar parankima hücrelerinde görülür.
Görevlerine göre 4 grupta toplanır.
 Özümleme Parankiması  Bitkilerin ışık gören kısımlarında bulunur. Örn: yapraklarda, genç dallarda, gövdenin dış kısmında. Yapraklardaki bu parankima hücrelerinin içinde bol miktarda kloroplast bulunur.








Bir yaprak kesitinin mezofil denen katmanının üst kısmında, düzgün sıralar halinde dizilmiş palizat parankiması bulunur. Palizat parankimasının altında da geniş boşlukları bulunan sünger parankiması vardır.
Özümleme parankimasının görevi fotosentezle besin üretimi yapmaktır.
Yapraktaki damarların önemli görevleri vardır. Bu damarlar ksilem denilen odun boruları ile floem denilen soymuk borularından oluşur. Ksilem su ve minerallari getirir, floem üretilen besinleri diğer kısımlara taşır.
 Havalandırma Parankiması (Aerankima)  Bataklık ve su bitkilerinin kök ve gövdelerinde bulunur. Hücreleri arasındaki geniş boşluklarda hava depolar. Bu boşluklarda bitkinin O2 – CO2 alış-verişi sağlanır.
 İletim Parankiması  Özümleme parankimasıyla iletim boruları arasında su ve besin iletimini sağlar.
 Depo Parankiması  kök, gövde, tohum ve meyvelerde yedek besin ve su depo eder. (Örn: kaktüs)
2- Koruyucu Doku
Kök, gövde ve meyveleri örter. Kalın çeperli ve klorofilsiz hücrelerdir. Diğer dokuları dış etkenlere karşı korumak ve bitkinin su kaybını düzenlemekle görevlidir. Epidermis ve periderm olmak üzere 2 çeşittir.
 Epidermis  Otsu bitkilerle, odunsu bitkilerin gövde ve yapraklarının üzerini örter. Kök ve gövde de Apikal meristemin en dış tabakası dermatogen hücrelerinden meydana gelir. Tek sıra, canlı hücrelerden yapılmış bir dokudur. Hücreleri arasında boşluk bulunmaz.
Epidermanın dış çeperi bitkinin yaşadığı ortama göre örneğin kuraklık faktörüne göre kalınlaşabilir. Bu kalınlaşma dışa doğru kütin birikimiyle olur ve kütikula tabakası oluşur. Kütikula tabakası sayesinde su kaybı önlenir, epidermisin direnci arttırılır.
Epidermis hücrelerinden şu yapılar meydana gelebilir.
1- Stoma 2- Tüy 3- Emergens
Stomalar epiderma hücrelerinden dışa olan açıklardır. İç dokularla dış ortam arasındaki ilişkiyi sağlar. Stomalar gaz ve su buharı alış-verişi ve terlemeyi sağlar. Stomalar yalnız yapraklarda ve gövdede bulunur.
Stoma Hücreleri  canlı, klorofilli fasulye gibi
Stoma aralığına bakan yüzeylerin çeperleri kalın, yanlarındaki hücrelere kısımlar ince ve selülozdur.
Yaprak eşit şekilde aydınlığında stomalar her 2 yüzde bulunurlar. Az ışıkta ise yaprağın alt yüzeyinde, su içindeki yapraklarda ise stoma bulunmaz.
Stomalar fotosentez yapma ve bu olayın ürünü olan nişastadan şeker, şekerden de nişasta meydana getirerek turgorlarını azaltıp-çoğaltma yeteneğindedirler.
Dokularda yeterli su yoksa stoma hücreleri turgorunu azaltır ve stoma açıklığı daralır.
Tüyler  bazı epiderma hücrelerinin dışa doğru meydana getirdiği uzantılardır. Görevlerine göre salgı ve örtü tüyü olarak 2’ye ayrılır.
Emergensler  sadece epiderma hücrelerinden değil altındaki dokuları da içeren çıkıntılardır. Salgı ve tutunma görevi yaparlar.
 Mantar Doku  Yaşlanan ve kalınlaşan bitkilerde epiderma sınırı olan gerilme ve büyüme kabiliyetinden ötürü gövde ve köklerin çevresini saramaz, parçalanır. Bu durumda epidermanın koruyucu görevini mantar doku üzerine alır. Mantar doku mantar kambiyumundan meydana gelir.
• Primer mantar doku
• Seconder mantar doku
1- Primer Mantar Doku  Kökte rastlanır. Yaslanan köklerde epiderma veya epiderma altı parankima hücrelerinin mantarlaşmasından oluşur. Kökün en dış tabakasını meydana getiren mantarlaşmış dokuya eksoderma denir. Birde kökte çeperleri at nalı şeklinde mantarlaşmış endodermis vardır.
2- Seconder Mantar Doku  a) Periderma
b) Lentisel
Periderma  epiderma ve altındaki dokulardan seconder olarak meydana gelen mantarlaşmış dokudur. Kök ve gövde epidermanın yerini doldurur. Fellogen, fellemi felloderma olarak 3 kısma ayrılır. Fellogen dışa doğru, fellemi içe doğru, fellodermayı meydana getirir.
Fellem  Çeperleri mantarlaştığı için geçirgen değildir. Hücreler arası boşluğu yoktur.
Felloderma  Canlı hücrelerdir. Selüloz çepere sahip yeni çeperleri mantarlaşmamış, fotosentez yapabilir ve nişasta depolayabilirler.
Lentisel  Gövde üzerinde ince yarıklar halindedirler. Gaz alış-verişini sağlar ve stomaların görevini yapar.
3- DESTEK DOKU
Bitkiye diklik, sertlik, ve sağlamlık kazandıran bir dokudur. Otsu bitkilerde bu görevi turgor basıncı yaparken, odunsu bitkilerde ise destek doku yapar. 2 tiptir.
a) Kollenkima (pek doku): Hücreleri canlıdır. Çeperleri selüloz veya pektin birikimi sonucu kalınlaşmıştır. Bazılarında kloroplast vardır. Bulunduğu yerler uzamakta olan organlarda özellikle genç gövdelerde ve yaprak saplarında, yaprak orta damarlarında, kök korteksi; 1 yıllık bitkilerin toprak üstü gövdeleri ve çiçek saplarıdır. Çeperlerindeki kalınlaşmaya göre Köşe ve Levha kollenkiması diye 2’ye ayrılır. Köşe kollenkimasında kalınlaşan hücre çeperinin köşesinde olurken, levhada çeperin bir veya iki yüzünde olur.
b) Sklarenkima (sert doku): Çeperleri kalınlaşmış ve genellikle yapısı lignin birikimi sonucu odunlaşmış hücrelerden meydana gelen bir dokudur. Odunlaşmanın ileri safhalarında hücreler ölü hale geçer. Hücrelerin sitoplazma ve çekirdekleri yoktur. Sklarenkima lifleri ve Taş hücreleri olarak 2’ye ayrılır.
Sklarenkima lifleri sivri uçlu, dar ve uzun olan ölü hücrelerdir. Bitkiye diklik verirler. Kopmaya karşıda direnç gösterirler. (keten,kenevir)
4- İLETİM DOKU
Topraktan alınan su ve inorganik maddelerin toprak üstü organlara, fotosentez sonucu meydana gelen organik maddelerin organlara taşınması iletim dokusu ile sağlanır. 2’ye ayrılır.
1- Ksilem (odun)
2- Floem (soymuk)
Ksilem  Topraktan alınan suyu ve bu su içinde erimiş olan anorganik maddeleri yüksekte bulunan organlara, yaprakları iletir. Hücreleri ölüdür. Zamanla hücre çeperleri kalınlaşır. Hücreler arasındaki çeper, çekirdek ve sitoplazmalarından yok olur. 4’e ayrılır.
Trake  Topraktan alınan suyu yukarı organlara iletir.
Trakeid  Trake ile aynı görevi yapar.
Ksilem parankiması  iletim dokusu içinde besin depo etmek ve kısa mesafede iletim yapmakla görevlidir. Canlı hücrelerdir.
Ksilem sklarenkiması  İletim dokusunda destek işini yaparlar.
Floem  Yapraklarda fotosentez sonucu meydana gelen organik maddeleri bitkinin diğer kısımlarına iletir. İletim 2 yönlüdür. İletim hızı odun borularından yavaştır. Hücreleri canlıdır. Hücreler arası çeper kalbur gibi deliklidir. Bu yüzden kalburlu borularda denir. 4’e ayrılır.
a) Kalburlu borular
b) Arkadaş hücreleri
c) Floem parankiması
d) Floem sklarenkiması



5- SALGI DOKU
Hücreleri canlı, bol sitoplazmalı ve iri çekirdeklidir. Hücreleri tek tek bulunabildiği gibi grup halinde de bulunabilirler. Hücre içi (süt gibi) veya hücre dışı (reçine gibi) salgılar vardır. Salgı doku tek hücreli olabileceği gibi salgı cebi ve salgı kanalı şeklinde olabilir.
Çiçek ve yapraktaki koku ve bal özü salgılar böcekleri çekerek tozlaşmaya yardımcı olur.
Yakıcı tüylerdeki salgılar korunmayı sağlar.
Reçine ve tonen gibi salgılar bitkiyi zararlı hayvanlardan ve böceklerden korur.
Bitkinin yaralanan kısımlarını onarmak için süt borularından süt salgısı gibi salgılar üretir.

 HAYVANSAL DOKULAR

1-EPİTEL DOKU
Vücudun dış ve iç kısımlarıyla organların yüzeyini kaplayan bir örtü dokusudur. Epitel doku aynı zamanda farklılaşarak salgı meydana getirir. (Epitel doku embriyonun ektoderm, endoderm ve mezoderm tabakasından meydana gelir.
Görevleri 
1- Koruma görevi (deri)
2- Absarbsiyon görevi (ince bağırsakta)
3- Salgı görevi (bezler)
4- Duyu alma görevi (Nöroepitel)
5- Kasılma görevi (Miyoepitel  bezlerin üzerinde bulunur.)
6- Eksresyon görevi (boşalma  böbreklerde)
7- Taşıma görevi (Endotelyumda  damar içi döşeyen Epitel)
8- Suyun kaybını önler.
Genel özellikleri  Epitel hücreleri birbirine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Hücreler arasında boşluk yoktur yada çok az bir aralık vardır.
Hücreler arasında kılcal damarlar bulunmadığı için beslenmeleri difüzyon yolu iledir. Hücreler için gerekli besin Epitel doku altındaki bağ dokuda bulunan kılcallar tarafından sağlanır.
Bütün Epitel hücreleri bazal lamina üzerine oturur.
(Epitel hücrelerinin yüzeyleri oldukça gelişmiştir. Örn: bir bağırsak epitelini ele aldığımızda Apikal, lateral, bazal yüzey olmak üzere 3 farklı yüzey bulunur. Epitel hücreleri yan yüzeyleriyle birbirine sıkı sıkıya bağlanmışlardır. Hücreler arsında kohezyon kuvveti çok fazladır. Bundan dolayı gerilime ve basınca karşı çok dayanıklıdır. Hücreleri bu şekilde birbirine bağlayan kuvvet hücre zarının üzerinde bulunan glikokalirdir. Buradan glikoprotein sentezlenir ve CA+ iyonları da bu kuvvetin oluşmasında etkilidir. Hücreler yaşlandıkça bu bağlantı zayıflar.)

Epitel hücrelerinin Apikal yüzeyinde bulunan morfolojik yapılar şunlardır;
a) Mikrovilluslar  Epitel hücrelerinin serbest yüzeyinde bulunan stoplazmik uzantılardır. Sıvı materyal taşıyan Epitel hücrelerinde ve Absarbsiyon yapan Epitel hücrelerinde bulunur. İçinde bulunan aktin filosant mikrovilluskarın daha dik, birbirine paralel durmasını sağlar. Aynı zamanda kısmen neden Absarbsiyon kolaylaştırır.
b) Stareocilia  Erkek üreme organı olan epidiydimiste ve kulakta duyu kılları olarak bulunur. (reseptör görevi yapar.)
c) Cilia  plazma zarının bir uzantısıdır. İç yapısında 9+2 olan mikrotopcuklardan oluşmuştur.
Laterol yüzeyindeki morfolojik yapılar şunlardır;
Zonula ocaludens  Kapalı temas bölgesi, iki hücre arasındaki sıkı bağlantı bölgesidir.
Zonula adheens  Açık temas bölgesi interseluler kısmında düşük elektrodens materyal bulunur. Bu madde 2 hücre zarını birbirine bağlar.
Desmosom  2 komşu Epitel hücreler arasındaki bağlantı bölgesi 2 zar arasındaki aralık oldukça belirgindir. Birleşme yerinde komşu hücre zarlarında boşluk olarak isimlendirilen kalınlaşma meydana gelmiştir. Bağ doku üzerinden sitoplazmaya doğru uzanan tonoflament denilen yapılar bulunur. Tonofilorent hücrelere desteklik eder.
Hemidesmosom  Yarıdesmosom. Epitel hücrelerin loterol yüzeylerin bazala yakın yerlerinde ve bazal plazma zarı üzerinde bulunur. Plazma zarını bazal laminaya bağlar.
Gop junction  2 hücrenin elektriksel olarak bağlandığı yerlerdir. Delikler bulunduğu için delikli geçit bölgeleri de denir.
Bazal plazma zarında bulunan yapılar olarak plazma zarı katlamalarını görmekteyiz. Bağırsak epitelinde ve iyon geçicinin fazla olduğu hücrelerde görülür.
Bazal mambran  Kollogen tip IV proteinleri laminin ve heporon sülfattan oluşur. Bazal lamina altında bulunan bağ dokuya Kollogen tip VII olurdu. Bilinen ve protein yapısındaki filorillerle bağlıdır.
Epidermis bez hücreleri, solunum, üreme, eridotelyum sindirim kanalı Epitel hücrelerinin altında, kas hücreleri,yağ doku ve shwan hücreleri etrafında bulunur. Akciğer ve böbrek planorulus epitelleri arasında bazal lamina bulunur.
--Görevi 1- Epitel doku ile bağ doku arasındaki monomolekül değişimini düzenler.
2- Hücrelere desteklik etmek
3- Bu hücrelerin düzenini, hareketini kontrol etmek
4- Kas hücreleri arasında bazal lamina yeni bir sinir-kas bağlantısı oluşturur.
Bazal lamina tabakası epitel, kası adipoz ve shwan hücreleri tarafından salınır.
A) Örtü epiteli
3 kısımda incelenir.
 Tek tabakalı epitel
Tek tabakalı yassı epitel
 Tek sıralı yassı hücrelerden oluşmuştur.
 Çekirdekleri yassıdır.
 Damar içini örten Endotelyumda, vücut boşluğunu örten mezotelyum da
 Taşımada önemli rol oynar
Tek tabakalı kübik epitel
 Hücrelerin eni boyu birbirine yakındır
 Çekirdekleri küreseldir.
 Troid bezinde, böbrekte, tükürük bezinde, ovaryumun serbest yüzeyinde, retinanın pigmentli epitelinde rastlanır.
 Görevi koruma ve salgı yapmaktır.
Tek tabakalı prizmatik epitel
 Hücrelerin boyu eninden fazladır.
 Çekirdekleri oval ve bazala yakındır.
 Bazal ve Apikal olmak üzere 2 tür faaliyeti vardır.
Bazal faaliyette  hücre sentez işlerini
Apikal faaliyette  hücre sekresyon işini yaparlar.
Sekresyon hücre tipine göre yağ sentezledikçe dışarıya gönderir. (Pankreasta)
yağ da hücre de biriktirip sonrada hepsini birden dışarıya boşaltır. (Goblet hücresi)
Silli veya silsiz olabilirler.
Silli olana solunum sisteminde silsiz olana da midede rastlanır.
 Üzerinde Mikrovilluslar bulunur.
 Görevi koruma, Absarbsiyon ve salgı yapmaktır.
Salgı olarak mukus salgılar. Mukus kaygan ve glikoprotein yapıdadır. Görevi de hücre yüzeyini korumaktır.

Yalancı tabakalı epitel
Tek tabakalı epitelle çok tabakalı epitel arasında geçit tipi oluşturur. Hücrelerin hepsi bazalların üzerine oturur. Ancak bazı hücreler yüzeye kadar çıkamaz ve diğer hücreler arasına sıkışır alır. Prizmatik hücreleri silli olan bu epitel hücreleri arasında Goblet hücreleri bulunur. Bu hücrelerin kısa ve muntazam olmayan Mikrovilluslar vardı. Goblet hücreleri salgılarını biriktirdikten sonra dışarıya bıraktığı için hücrenin Apikal tarafı şişkinleşerek kadeh görünümünü alır. Bunun için bu hücrelere kadeh hücreleri de denir. Goblet hücrelerinin salgısı olan mukus bulunduğu yer olan trakenin içini devamlı nemli ve kaygan tutar.
Yalancı tabakalı epitele büyük solunum yollarında bulunan burun boşluğunda, gözyaşı bezlerinde, silsiz yalancı tabakalı epitele büyük tükürük bezlerinin boşaltma kanallarında rastlanır.
Bu tabakanın görevi koruma, salgı ve havadan gelen portikillerin yapışmasını sağlar.
Çok tabakalı epitel
Çok sıralı epitel hücrelerden meydana gelmiştir. Koruma, salgı ve su kaybını önlemek gibi görevleri vardır.
Çok tabakalı yassı epitel  Esas koruyucu korevini üstlenen doku tipi kaidedeki hücreler prizmatik, yüzeydekiler ise yassıdır.
Prizmatik hücrelerin çekirdekleri iri ve sitoplazmaları RNA bakımından zengindir. Kübik hücrelerin bulunduğu orta kısımda hücreler arası boşluk meydana gelmiştir. Bu hücreler birbirine köprülerle bağlıdır.
Çok tabakalı epitelin kaide kısmında epitel tabakanın altında bulunan bağ doku epitel içine doğru yer yer popillalar oluşmuştur.
Çok tabakalı yassı epitel keratinli ve keratinsiz olmak üzere 2 tiptir. Çok tabakalı keratinleşmiş epitele epitele derinin epitel tabakasında rastlanır. Burada hücreler cansızdır ve keratin denilen madde birikimi olmuştur. Çok tabakalı keatinsiz epitele ağız boşluğu, yutak yemek borusu, anüs ve vajinada rastlanır.
Çok tabakalı prizmatik epitel  Ter bezi ve ovaryum hücrelerinde görülür.
Çok katlı epitel tabakanın içinde çok sayıda renk oluşumunu sağlayan melanin, ter bezi, kıllar, sinir uçları gibi yapılar vardır. Vücudumuzdaki saç, tırnak, kıl gibi yapılar çok katlı epitelin ürünüdür. Çok tabakalı değişici epitel yapı bakımından çok katlı yassı epitele benzer Ancak yüzey hücreleri bulunduğu yerin mekanik değişmelerine karşı devamlı olarak değişmeye adapte olmuştur. Nu epitel doku bütün üriner sistemde görülür. Örn: idrar kesesinde, kesenin dolmasına bağlı olarak yüzey hücreleri genişler ve küçülür. Bu hücreler diğerlerine göre sitoplazmaları RNA, glikojen ve mitokondri bakımından daha zengindir.
B) Bez epiteli
Epitel hücreleri üzerinde bulundukları bazal lamina ve hemen bunun altında bulunan lamina propiadan gelen bazı maddeleri kullanarak yeni sentezledikleri maddeyi bulundukları ortama veya kılcal damarlara gönderirler. Yeni sentezlenen bu madde sitoplazmada graniller halinde veya kesecikler içinde bulunurlar. Hücre tarafından sentezlenen bu maddeye salgı=sekret, hücrenin bu faaliyetine salgılama=sekresyon denir. Bu faaliyeti yapan hücre veya hücre grubuna bez=glandula denir.
Bez epitel hücrelerinde 2 faaliyet vardır.
 Hücrenin bazal kısmında oluşan bazal faaliyet  hücrenin kendi yaşamı için yapmış olduğu faaliyet
 Hücrenin görevine bağlı olarak yapmış olduğu faaliyet hücrenin bu faaliyeti Apikal kısmında meydana gelir.
Bezler sentezledikleri salgı maddesinden kendileri yararlanmaz salgılanan maddelerden organizmanın diğer kısımları yararlanır.

Bezi meydana getiren hücre sayısına göre 2 gruba ayrılırlar.


Tek hücreli bezler Çok hücreli bezler
Örn: Goblet Diğer bütün bezler

Bezler salgının veriliş şekline göre 2’ye ayrılır.


Ekzokrin bezler Endokrin bezler



Salgılarını kanala verir. Salgılarını kana verir.
Örn: tükürük, gözyaşı, ter
Mide ve bağırsak bezi
Hipofiz, troid, paratroid, böbreküstü.

Bezler örtü epitelinin üzerinde bulundukları bağ doku içine çoğalmaları veya bulundukları yerde farklılaşmaları sonucu meydana gelir. Örtü epiteli arasında kalmış bezlere endoepitelyal bezler (Goblet), örtü epiteli dışında kalmış bezlere akzoepitelyal bezler (tükürük) denir. Ekzokrin bezler endoepitelyol bezdir, Endokrin bezler ise ekzoepitelyol bezdir.
Bezlerin etrafı bağ dokudan oluşan bir kapsülle sarılıdır. Bu kapsül bazen içe doğru yayılarak beze desteklik eder. Bezdeki bağ doku bölmeleri içinde kılcal damarlar ve sinirler bulunur. Sinir hücreleri bezin uyarılmasını, damarlarda genleşmesini ve salgısının taşınmasına yardımcı olur.
Bezler morfolojilerine göre 2’ye ayrılır.


Basit Bileşik
Düz Bileşik Tüp Alveol
bağırsak Dallı ter böbrek Tübilo
mide pankreas
Karma bezler  Bazı bölümlerinde dış salgı bazı bölümlerinde iç salgı üreten bezlerdir. Örn: pankreas bezi bir bölümünde sindirim enzimi üretir, diğer bölümünde konselerini düzenleyen hormon (insülin) üretir. Eşey bezleri de karma bezdir.





Bezlerin salgılarını fiziksel ve kimyasal özelliğine göre

Seroz Mukoz Seromukoz

Salgı Fiz. Sulu Viskoz Sulu + viskoz
Kim. Protein Glikoprotein Protein + glikoprotein

Çekirdek Küresel Yassı Hem yassı hem küresel
Örn: Pankreas Kalın bağırsak tükürük bezi

Bezler salgıların salgılanış şekillerine göre 3’e ayrılır.

Merokin Apokrin Halokrin
 Salgı groküller yada salgı Salgı atılırken hücrenin -- Salgı atılırken hücre
moleküller halinde salgılanır. 2/3’ü tahrip olur. Çekirdek tamamen dağılır.
 Salgı atılırken hücre zarar görmez. Hücrede kaldığı için tamir Örn: ovaryum testis
 Örn: endokrin, eksokrin bez. eder. Örn: koku bezleri


C) Duyu epiteli
İşitme, görme, tat ve dokunma duyuları olan organlarda rastlanır. Hücrelerin üzerinde duyu olan kıllarıdır. Hücrelerin arka uçları uzamış ve sinir hücreleriyle bağlantılıdır. Dolayısıyla aldıkları duyuyu merkezi sinir sistemine ¤¤¤ürerek cevap yani reaksiyon meydana getirir.

2- BAĞ DOKUSU
Bitkilerde parankima dokusuna karşılıktır. Bağ dokusu embriyonun mezoderm tabakasından meydana gelir.yani mezensim hücrelerinden oluşur. Organizmada en yaygın olarak bulunan doku bağ dokudur. Doku içinde kan damarı ve sinirler çok yaygındır. Görevleri ise;
 Destekleyici görev yapar. (organların etrafında kapsül oluşturarak)
 Bağlayıcı görev yapar.
 Besleyici görev yapar. (epitel dokunun beslenmesinden sorumludur)
 Koruyucu görev yapar. (malenfojlar ve plazma hücreleri ile)
Bağ dokusu hücreler, lif ve hücre arası maddeden oluşurlar. Esas hücrelerine fibroblast denir. Ve görevi bağ dokunun liflerini oluşturur. Fibroblastlar uzantılara sahiptirler. Diğer hücreleri ise heparin salgılayan mast hücreleri ve fogositoz yapan makrofaj hücrelerdir.
Bağ dokunun lifleri 3 tiptir.
a) Kollogen lifler  (beyaz lifler) bunlar çok incedir fakat esnek değildir. Bir araya gelerek demet şeklinde bulunurlar. Tendollada bulunan salgılardır.
b) Elastik lifler  Kollogenlerden daha kalın, esnek ve dallanmıştır.
c) Retikular lifler  Çok ince dallanmamış ve esnektir. Bağ dokusunun diğer dokularla birleştiği kısımlarda ağ şeklinde dağınık olarak bulunur. Kemik iliği ve hücre demetlerinin hemen etrafındadır.








Bağ dokusunun içinde ayrıca plazma hücreleri, farklılaşmamış mezensim hücreleri, yağ hücreleri, kan hücreleri ve pigment hücreleri de vardır. Pigment hücreleri renk hücreleridir.
Ligomentler kemiği bir başka kemiğe, tendanlar ise kemiği kasa bağla¤¤¤¤¤ kasları ve iç organları askıda tutan potak beyaz iplerdir.
3- Kıkırdak doku

bitkilerde destek dokuya karşılıktır. Hücreler arası sert olan bir dokudur. Kemik dokuya göre basınca karşı daha az dayanıklıdır. Yüzeyi esnek ve düzdür.
Görevler;
 Yumuşak dokulara desteklik yapar.
 Düzgün yüzeye sahip olması nedeniyle eklem yerlerinin kolayca kaymasını dolayısıyla kemiklerin hareketini sağlar.
 Uzun kemiklerin büyümesini, kısa kemiklerin kalınlaşmasını sağlar.
 Geçici olarak iskeleti oluşturur.
Hücreleri  Kondroblast ve kondrosit denilen2 hücresi vardır.
Kondroblastlar  Genellikle çevrede bulunurlar. Matrixi sentezlerler.
Kondrositler  Esas kıkırdak hücreleridir. Matroxi sentezlerler.
Kıkırdak hücreleri sayıları 1-9 arasında değişen bir grup oluştururlar. Kondrositlerin çevresinde yaygın bir matrix vardır. Bu kısma kapsül denir.
Kıkırdak dokunun ara maddesine kondrin denir. Kondrin esnek ve dayanıklıdır. Kıkırdak hücreleri de kondrin içindeki boşluklara yerleşmiştir. Bu boşluklara da Kondroblast denir. Kondroplastlar ara maddeden bir kapsüle ayrılmışlardır.
Perikondrim  Kıkırdak doku ile diğer dokular arasında bulunan ara tabakadır. Kıkırdak dokunun büyümesini ve bakımını sağlar.
Kıkırdak dokuda kan damarları ve sinirler bulunmaz. Bunun için hücrelerin beslenmesi kondrin aracılığıyla difüzyon ile olur. Artık maddelerde aynı yolla kana geçer.









Kıkırdak doku kapsadığı hücre arası madde ve liflere göre 3 kısımda incelenir.
1- Hiyalin kıkırdak  Ara maddesi mavimsi renkte şeffaf ve homojendir. Ara maddesi içinde lifler bulunmaz. Genç fertlerde hiyalin kıkırdaktan oluşan iskelet, erginde kemikleşir. Ergin fertlerde kaburgaların uçlarında, eklem yerlerindeki kemiklerin üzerinde, burun ve trakede bulunur.
2- Elastik kıkırdak  Ara maddesi içindeki sarı esnek lifler hücreleri birbirinden ayırır. Kulak kepçesi, östaki borusunda bulunur.
3- Lifli kıkırdak  Ara maddesi içinde Kollogen lifler çok sıkı bir ağ meydana getirir. Hücreler arası madde ve hücreler azdır. Diz kapağı, uzun kemiklerin eklem bölgeleri, omurlar arasındaki yastıkçıklarda bulunur.


4- Yağ doku (Adipöz doku)
Hücrelerin nucleus ve sitoplazması kenara toplandığından hücrenin ortasında yağ damlaları birikir. Yağ hücrelerinin ortasında bulunan Kollogen ve Retikular lifler bu hücrelere destek görevini görür. Yağ doku içinde kan damarları ve sinirler yaygındır. Bu bakımdan hormonların kontrolünde kalarak değişikliğe uğrar.
Görevleri;
Enerji kaynağı olarak kullanılır.
Vücut sıcaklığını korumada önemli rolü vardır.
Diğer doku ve organların aralarını doldurarak onların şekillerini korumalarında yardımcı olur ve onları basınca, dış darbelere karşı korur.
Hücre zarının önemli yapı maddesidir.
Bazı hormonları ve vitaminleri oluşturur.
Yağda çözünen vitaminlerin çözünerek hücrelere geçmesini ve kullanılmasını sağlar.
Taban ve avuç içi gibi yerlerde tampon görevi yapar
Yağ doku sarı yağ doku ve esmer yağ doku olarak 2 kısımda incelenir. Esmer yağ doku kış uykusuna yatan hayvanlarda bulunur, insanlarda azdır.

5- Kemik doku
kemik doku vücudun en sert dokusudur. Yapısında %25 su, %45 inorganik madensel tuzlar ve %30 organik maddeler bulunur. Madensel tuzlar kemiğe sertlik kazandırır. Organik maddeler ise esneklik sağlar. Yaş ilerledikçe tuzların kemiğe birikme oranı yükselir ve kemiğin sertleşmesini sağlar. Bu yüzden çocuk ve genlerde kemik elastiki, yaşlılarda sert ve kırılgandır.
Görevleri;
İskeleti oluşturur.
Beyin ve göğüste bulunan organlar gibi organları korur ve onlara desteklik sağlar.
Kan hücrelerini oluşturur.
İskelet kaslarının kasılmalarıyla vücudun hareketini sağlar.
Vücuda CA deposu durumundadır.
Kemik dokusunun hücre arası maddesi osein adı verilen organik bir maddedir. Hücrelerine osteosit denir.
Kemikler yapılarına göre 2 kısımda incelenir.;
1) Sert (sıkı) kemik  İskeleti oluşturan bütün kemiklerin dış yüzeyleri ile uzun kemiklerin gövdesi sıkı kemik dokusundan meydana gelir. Bu doku iç içe halılar halinde dizilmiş lamelli yapıdadır. Lamellerin ortasında kan damarları ve sinirlerin geçtiği havers kanalı bulunur. Havers kanalındaki kan damarlarından osteositlere besinle O2 iletilirken artıklarda aynı şekilde alınır. Haversleri birbirine bağlayan kanallara da Walkman kanalı denir.
Ortasında havers kanalı, etrafında halkasal kemik hücreleriyle aralarını boşluk bırakmadan doldurmuş ara maddeden yapılı lamelli birimlere havers sistemi denir. Kemiklere sertliği bu kısım verir.
Bir uzun kemiğin enine kesitine bakılacak olunursa orta kısımda bir kanal bulunur. İlik boşluğu denilen bu kanalın içi sarı, uçları ise kırmızı kemik iliği ile doludur. Bu kısım kemiğin genişliğine büyümesini sağlar. Uzun kemikte kemik kanalına paralel küçük kanallar vardır. Bunlara havers kanalı denir. Havers kanalları arasındaki ilişkiyi Walkman kanalı sağlar. Her havers kanalı etrafında lameller halinde birikmiş olan ara madde içinde kemik hücreleri vardır.
Kemiklerin etrafında periost denilen zar vardır. Bu zar kemiklerin beslenmesi, kalınlaşması ve onarılmasını sağlar.









Süngerimsi kemik doku  Uzun kemiklerin baş kısmı ile kısa ve yassı kemiklerin uç kısmında bulunur. Sıkı kemiğe oranla daha yumuşaktır. Kırmızı kemik iliği ve boşlukların bulunduğu ince kemik lamellerinden oluşmuştur. Kırmızı kemik iliğinde alyuvarlar, granüllü alyuvarlar üretir.
Kemik çeşitleri
I. Uzun kemikler  Kol ve bacaklarda bulunur. 2 uçundaki şişkin kısma baş, 2 baş arasında kalan kısmada gövde denir. Uzun kemikte en dışta kemik zarı, baş kısmında ise dıştan içe doğru sıkı kemik doku, süngerimsi kemik doku bulunur. İlik kanalının içinde sarı kemik iliği vardır.







Uzun kemiğin baş kısmı ile gövdesi arasında kemiğin boyca uzamasını sağlayan kıkırdak dokudan yapılmış bir tabaka bulunur. Bu tabaka bir süre kemiğin boyca uzamasını sağlar ve daha sonra kemikleşir. Daha sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir.
II. Yassı kemikler  Göğüs kafatası ve kaburga kemiklerinden meydana gelmiştir. Bu kemikler dışta kemik zarı, altta sıkı kemik dokusu, onun altında süngersi kemik doku bulunur. Sarı kemik iliği bulunduran kanal yoktur. Sadece kırmızı kemik iliği vardır.
III. Kısa kemikler  Omurga, el ve ayak bileklerinde bulunur. Kemiklerin en, boy ve kalınlıkları hemen hemen birbirine eşittir. Yapısı yassı kemiklere benzer.

6- Kan doku
Kan plazma denilen sıvı bir kısım (%55) ile plazma içinde yüzen kan hücrelerinden (%45) meydana gelmiştir. İnsanda kan hücreleri;
alyuvarlar=eritositler, akyuvarlar=lökositler, kan pulcukları=tranbozitlerdir.
Görevleri;
Sindirilmiş besinleri dokulara taşır.
Solunum organlarından aldığı O2’yi dokulara taşır.
Dokulardan aldığı CO2’yi solunum organlarına taşır.
Metabolizma artıklarını boşaltım organlarına taşır.
Hormonları ilgili organlara taşır.
Vücut ısısını düzenler.
Bağışıklılıkta görev alır.
Yaralanma halinde pıhtılaşarak besin vb. kaybını önler.
Vücut sıvılarının PH’sını sabit tutar.
Kan plazması  Kanın %55’ini oluşturan sıvı kısımdır. %90-92’sini su, %7-8 kadarını da proteinler oluşturur. Plazma vücudun çeşitli bölgelerinde arasında madde taşınması ve madde geçişine yardım eden, hafif bozuk (ph=7,4) olan bir sıvıdır. Plazmada ayrıca karbonhidratlar, lopitla hormonları, tuzlar, antiler, enzim, fibrinojen, diğer bazı maddeler bulunur. Plazmada bulunan maddelerin hormonunun özel ve çok önemli görevleri vardır.
Örn: fibrinojen  kanın pıhtılaşmasında rol oynar.
Albumin ve plokuninler  kanın osmotik basıncını düzenler.
Alyuvarlar  Kan plazması içinde diğer hücrelere göre en fazla bulunur. 1mm3 kanda 4-5 milyon eritosit bulunur. Bu sayı erkek ve kadınlarda fark gösterdiği gibi, coğrafi bölge, yapılan iş, yaş, beslenmede de etkilidir.
Anemi denilen hastalık kandaki alyuvar veya hemoglobin miktarının azalmasıdır. Yapılarında O2 ve CO2 taşınmasında görev yapan hemoglobin bulunur.
Hemoglobin kana ve alyuvarlara kırmızı renk veren, diğer özel proteinlerle birlikte kan ve vücut sıvısının asit-baz dengesini kurar. Alyuvarlar kan pulu anti, erlerinide bulundururlar. Alyuvar hemoglobin sayesinde solunum gazlarının taşınmasını sağlarlar. Yükseklere çıkıldıkça alyuvar sayısı artar.
Alyuvarlar  Eritositlere göre daha az sayıdadırlar.çekirdekli beyaz kan hücreleridir. Kırmızı kanın iliği, lenf düğümlerinde ve lenfoid organlarda üretilir. 1m3 kanda ortalama 7bin kadardır. Serbest hareket etme özelliğine sahiptir. Bu hareket stoplazmik uzantılarla sağlanır.
Sitoplazmalarında granül bulunup bulunmamasına göre 2’ye ayrılırlar.
1- Granüllü lökositler  Bazofil, eosnofil, nötrofil
2- Granülsüz lökositler  lenfosit
Akyuvarların sayısı hastalık anında artar, korumada görev alır. Ömürleri 2-4 gündür. Bazen minapları fogositozla etkisiz hale getirilirken, bazen de antikor ve antoksin üreterek korumada görev alır.
Kan pulcukları (trombositler)  Kemik iliğindeki büyük hücrelerden kopan poreolardır veya akciğerdeki fogositik hücrelerden meydana gelirler. 1mm3 kanda ortalama 300bin kadardır. Ömürleri 9-10 gündür. Renksiz ve çekirdeksizdirler. Kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.
Kanın pıhtılaşması  Kan hava ile karşılaşınca trombonitler trombokinaz denilen bir enzim salgılar. Bu enzim karaciğer tarafından salınan ve kanın damar içinde pıhtılaşmasına engel olan heparini nötrolize eder. Sonra trombolunaz CA++’un etkisi ile protonları trombine çekmiştir. Meydana gelen trombinde fibrinojeni fibrine çevirir ve fibrinde kan hücreleri ve plazmayı sürükleyerek dibe çöker ve pıhtıyı oluşturur. Bir süre sonra fibrin büzülüp sıkışarak bir miktar asrımsı suyu dışarı verir. Buna serum denir.
Kan grupları
Kan gruplarının beslenmesinde 2 faktör önemlidir.
Kan plazmasındaki antikor proteini
Alyuvarlardaki antijen proteinidir.

A kan grubunda olan kişide A antijeni, Anti B antikoru vardır.
B kan grubunda olan kişide B antijeni, Anti A antikoru vardır.
AB kan grubunda olan kişide A ve B antijeni, yoktur
0 kan grubunda olan kişide antijen yok, Anti A ve B antikoru vardır.

0 (genel verici)

A A B B


AB (genel alıcı)
A kan grubuna sahip kişiye Anti A verilirse alyuvarlar parçalanır. Birbirine yapışıp bozulur. Bu olaya agutinasyon denir.
RH  Rh(+)  Rh antijeni var, Anti Rh yoktur.
Rh (-)  Rh antijeni yok, Anti Rh vardır.

7- Kas doku
Canlı organizmada hareketi meydana getiren yapılardandır. En önemli özellikleri kasılma özelliğidir. Bu sayede hareketi solunum, dolaşımı boşaltım üreme, görme vb görevleri vardır. Kaslar vücut şeklin korunmasında ve desteklenmesinde görev yapar.
Hücreler ince uzun iplik şeklindedir. Kas hücrelerinin zarına sarkolemma, plazmalarına sarkoplazma denir. Hücreler içinde kasılma yeteneğine sahip olan proteinden yapılmış lifçikler vardır. Bunlara miyofibril denir. Miyofibriller aktin ve miyozin denilen proteinden oluşur. Kas hücrelerinin arasına bağ doku ile sarılıdır. Bağ doku içinde kan damarları ve sinirler bulunur. Kasılma için gerekli enerji O2’li solunumundan elde edilir. Bazen de O2’siz solunumdan elde edilir. Düz kası, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere 3 tiptir.
1- Düz kaslar  hücreleri ince uzun ip şeklindedir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Düz kas hücreleri bir araya gelerek demet oluştururlar ve etrafları bağ dokuyla sarılmıştır. Her düz kas hücrenin içinde bulunan miyofibrillerin aynı yönde çalışması ile kasın kasılıp genişlemesi sağlanır. Düz kaslar isteğimiz dışında (otonom sinir sistemi) çalışırlar. Kasılma yavaş ve düzenlidir. Eklem bacaklılar hariç omurgasız hayvanlar düz kasa sahiptir. Omurgalı hayvanlarda iç organlarda (sindirim, solunum, boşaltım, dolaşım, üreme vb.) ve kan damarlarının çeperinde bulunur.
2- Çizgili kaslar  İskelet kası da denir. Bu kaslar iskelete bağlanmış olduklarından hareketi sağlarlar. Kasılmaları hızlı, istemli fakat kısa sürelidir. Hücrelerin çekirdekleri hücre zarına yakındır.
Elektron mikroskobunda bir çizgili kas demetinin ince, uzun, silindirik kas liflerinden oluştuğu görülür. 1 tek kas lifini inceleyecek olursak onunda birçok lifçikten oluştuğu görülür. Bir lifçik ise protein lifçiklerinden meydana gelmiştir. Bu ipliklerin düzenli bir şekilde sıralanması ile lifçik koyu (A bandı) ve açık (I bandı) renkte görülen bantlar halinde uzanır.bu iplikçiklerin kalın olanlarına miyozin, ince olanlarına ise aktin denir. Koyu kısım miyozin ve aktinin üst üste gelmesiyle oluşan kısım, ince kısım da sadece aktinden yapılmış kısmı gösterir. Aktin kısmı yoğun proteinden yapılmış bir çizgi ile ortadan ayrılmıştır. Bu çizgiye Z çizgisi denir. İki Z çizgisi arasında kalan kısma sarkomer denir.
Çizgili kaslar omurgasızlardan eklembacaklılarda, omurgasızlarda ise üst üste birikmiştir.

















3-Kalp kası
Yapısı çizgili kasa benzer fakat düz kas gibi istemsiz çalışır. Lifler düz değil, dallanmış ve birbiriyle ilişki halindedir. Hücrelerde enine bantlar bulunur. Bunlara disk adı verilir. Embriyodan itibaren kasılmaya başlayıp ömür boyu çalışır.

8- Sinir doku
Sinir hücrelerine nöron denir. Nöronlar sinir sisteminde uyartıyı taşıyan özelleşmiş hücreler oldukları için, bütün organlar ve birçok dokuyla bağlantıları vardır.
Sinir sisteminin başka 2 görevi vardır.
I. İç veya dış ortamdan gelen kimyasal veya mekanik değişmeyi ve ısı, ışık gibi duyusal uyartılarla taşınan bütün bilgileri geçirmek, incelemek ve onlardan yararlanmamızı sağlamak
II. Vücudun birçok görevlerini motor, iç organları, zihinsel ve endokrin sistemin faaliyetleri gibi olayları organize ve koordine etmek.
Her nöronda bir hücre gövdesi ile gövdeden çıkan uzantılar bulunur. Nöron gövdesi hücrelerdeki normal metabolik olayların meydana geldiği yerdir. Bu yüzden gövde de sitoplazma, çekirdek, mitokondri ve golgi bulunur. Ayrıca sitoplazmada ağ teşkil eden telcikler vardır.
Gövdeden çıkan kısa uzantılara dentrit, uzun olanlarına da akson denir. Dentritler bir veya birden çok olabilir.













Bazı nöronların aksonlarının çevresinde shwan hücrelerinin oluşturduğu miyelin kılıf denilen yalıtkan bir tabaka bulunur. Beyin ve omurilik sinirleri ile deri ve iskelet kaslarına giden sinirler miyelinlidir. Dolayısıyla miyelinli sinirlerde uyartı daha hızlı iletilir. Miyelinsiz sinirler sempatik ve parasempatik sinirlerdir.
Schwan hücreleri akson boyunca boğumlu bir yapı gösterir. Bu boğumlara ranvier boğumu denir. Bu ranvier boğumlarında uyartı madde alışverişini yapar.
Nöronlarda impuls denilen uyartı iletimi dentrit hücre gövdesi akson sırasıyla gerçekleşir. Bu impulsların bir sinir hücresinin aksonundan diğer sinir hücresinin dentritine iletilir. Fakat bu aksonla dentrit birbirine değmezler. Bu bağlantıyı sağlayan kısım sinapstır.
Nöronlar uzantılarının durumuna göre 3 kısma ayrılırlar.
Unipolar (tek kutuplu)  bu tip nöronlarda bir tek uzantı yani akson vardır. Eğer dentrit varsa aksonu biraz ilerisinden çıkar. Örn: gözün retina tabakası
Bipolar (iki kutuplu)  Dentrit hücrenin bir kutbundan, akson diğer kutuplara.
Multipolar (çok kutuplu)  bir kutuptan sadece akson diğer kısımlardan birkaç noktadan dentrit çıkar. Omurgalılarda nöronların çoğu bu tiptedir.


Nöron çeşitleri
1- Motor nöronları  Merkezi sinir sisteminden aldığı uyartıları kas ve salgı bezi gibi yapılara ¤¤¤ürür. Ve onları faaliyete geçirir.
2- Duyu nöronları  Duyu reseptörlerinden aldığı uyartıyı merkezi sinir sistemine taşır.
3- Ara nöronlar  merkezi sinir sistemindeki nöronlardır. Duyu ve motor nöronlarının birbirine bağlanmasını ve bilgilerin değerlendirilmesini sağlar.



SİNİR SİSTEMİ
Tek hücreli canlılarda sinirsel denetim  tek hücreli organizmalarda, bütünlüğü sağlayan ve organizmanın değişen şartlara cevap verilmesine yardımcı yapılar sinir hücreleri değildir. Bu tip organizmalar mesaj taşıyıcı özel molekülleri ve reseptör proteinleri kullanırlar. Özellikle bakterilerde kimyasal maddeler reseptörlerle algılanır. Algılanan uyartılar, kamçı yada sillere iletilerek bakterinin hareketi sağlanır.
Amip, öğlena, terliksi hayvan ise sitoplazmada bulunan sinir telcikleri hücre yüzeyindeki siler birbiriyle bağlantılıdır. Uyartılar sinir telcikleriyle değerlendirilip tepki vermesi sağlanır böylece yer değiştirme şeklinde hareket eder. (taksim=göç)






Omurgasız hayvanlarda sinir sistemi 
Süngerlerde  Sinir sistemi yoktur. Her hücre dış uyartıya karşı tepki gösterebilir. Bir sünger hücresine yapılan uyarı ona bitişik hücreye iletilebilir. Fakat süngerlerde alınan uyartıyı iletmek üzere gelişmiş özel hücreler yoktur.
Hidra ve diğer sölentereler de  Uzantıları ile birbirine bağlı bir sinir sistemi gelişmiştir. Bu sisteme sinir ağı veya difüz sinir sistemi denir. Bir hidranın herhangi bir yerinde yapılan uyartı sinir ağıyla her yönde yayılır. İletim bu yüzden yavaş olur.
Yassı solucanlardan palanaria’da  Sinir organına ek olarak vücudun 2 yanında birer sinir kordonu bulunur. Palanaria’nın baş kısmında iki sinirsel hücre kümesi vardır. Bunlara sinir düğümü veya gangliyon denir. Bu gangliyonlardan vücudun iki yanına sinir şeridi uzanır. bu sinir şeritleri belirli aralıklarla, enine bağlarla birbirine bağlıdır. Bu sisteme ip merdiveni de denir.











Omurgalılarda reseptör hücreler (uyarıyı alan), sinir hücresi (sinyalleri ileten) ve efektör hücresi (tepkiyi oluşturan) olmak üzere en az 3 çeşit hücresi vardır.



Omurgalılarda sinir hücresi 

Omurgalı hayvanlarda sinir sistemi birbirine benzer. Bu sinir sistemi merkezi ve çevresel olmak üzere iki kısımdır. Omurga içinde omurilik bulunur. Çevresel sinir sistemi organların çevreleriyle ilgili olan ilişkilerini sağlarken, merkezi sinir sistemi uyartıların değerlendirilmesini yapar.
Yüksek yapılı hayvanlarda ve insanlarda, çevreden gelen birçok uyarıya hassas olan özelleşmiş hücreler ve yapılar vardır. Bu yapılara duyu organları denir. Duyu organları çok sayıda reseptör hücreleriyle donatılmıştır. Duyu organlarıyla alınan uyartılar veya bilgi, nöronlarla merkezi sinir sistemine iletilir. M.S.S. organizmanın “bilgi işleme ve değerlendirme” merkezidir. Bu merkezde değerlendirilen bilgiler, emre dönüştürülerek vücudun tüm iç salgı bezlerine veya kaslara gönderilir. Uyartıları alarak harekete geçen ve faaliyet gösteren bu yapılara “efektör organlar” denir.

Çevreden gelen bilgi

Alıcı hücreler


Duyu nöronu


Ara nöron
Sinir sisteminin elemanları

Motor nöronu


Efektör


Motor cevap


Balıklarda beyin tek parça, diğer omurlar da 2 yarım küreden oluşur.

Uyartının Alınması ve Taşınması
Sinir hücresi bir uyarıyla uyarıldığında önce hücre gövdesinde, sonrada akson boyunca meydana gelen değişikliklere impuls denir. Uyarılan hücreler aldıkları uyartıyı hücrenin bir ucundan diğer ucuna veya bir sonraki hücreye uzatılır. Nöronlardan geçen uyartılar hep aynı yöndedir. Uyartının akış yönü dentrit hücre gövdesi akson
Bir sinir hücresi dinlenme halindeyken iç kısımda negatif (-), dış kısımda pozitif(+) yüke sahiptir. Bu duruma polarize durum denir. Sinir hücresi uyarılınca uyartının geçtiği bölgelerde Na ve k geçişi ters yönde değişir. Böylece uyartının geçtiği yerde kutuplaşma bozularak dış kısım (-), iç kısım (+) hale gelir. Buna da depolarize durum denir. Uyartının akışı devam ettikçe bitişik bölgede de kutuplaşma bozulur. Böylece akson boyunca herkir bölge bir önceki bölgeden gelen uyartıyla uyarıldığından bilgi taşıma işi elektro kimyasal dalgalar halinde ilerler.
Uyartı sinir hücresinin bir bölgesinden geçtikten sonra akım eskisi gibi kutuplaşır. Yani dinlenme durumuna döner. Yani repolarize olur. Böylece bu bölge yeni bir uyartının geçmesi için hazır hale gelir. Sinir hücresi eğer kutuplaşmaya fırsat kalmadan uyarılırsa bu uyartıya cevap veremez. Uyartı sinir hücresinde ilerlerken daha fazla enerji ve O2 harcar.
Bir uyartının nöron üzerinde bir impuls oluşturabilmesi için şiddetinin belirli bir dereceden fazla olması gerekir. Nöronu uyarabilen en az uyartı şiddetine eşik şiddeti denir. Eşik değerde veya eksik değerinin üstündeki uyarılara hücre aynı cevabı verir. Bu şekilde cevap vermeme veya cevap verince bütünüyle cevap verme reaksiyonlarına ya hep ya hiç prensibi denir. Normal şartlarda uyartılar sinir hücresi boyunca aynı hızla ve şiddetle ilerler. Uyarının eksik şiddetinin üstünde olması uyartının akış hızını ve etkisini değiştirmez. Uyartı sayısını uyartının şiddeti ve süresi belirler. Nöronların sayısı, dizilişi arasındaki bağlantılar. Tepkinin derecesinde önemlidir.
*İmpuls derecesi artarsa tepki derecesi de artar.
Duyu, ara, motor nöronları ve M.S.S. nöronlarında iletilen impulslar aynı özelliktedir. Aynı uyartıların farklı tepkiler oluşturması M.S.S.deki değerlendirme noktalarının farklı olmasından kaynaklanır.




















Bir nöronun dentriti ile diğer nöronun aksonunun karşılaştığı yere sinaps denir. Sinapslar uyartıların ilk değerlendirme ve kontrol yerleri olup önemli kısımlardandır. Sinapslarda uyartının bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine taşınmasını sağlayan maddelere nörotransmitterler denir. Bunların en önemlisi asetikolin ve nöroderolindir. Uyartı sinir hücresinin gövdesinden aksonun ucuna geldiğinde burada bulunan kesecikler içindeki kimyasal moleküller sinaps boşluğuna bırakılır. Bu moleküller sinaps boşluğundan diğer nöronun dentrit zarının yüzeyine gelir.
Bunun sonucunda diğer nöronun dentrit zarı uyarılarak aynı şiddet ve özellikte bir uyartı meydana gelir.










Uyartının sinapslardan geçişi daha yavaştır. Çünkü geçiş kimyasaldır. Sinapstaki seçici direnç denilen etkiyle impulslar seçici hareketin organlar yerine sadece belirli kaslara veya bezlere iletilir. Böylece her organın gereksiz yere uyarılması engellenmiş olur.


MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ
Beyin ve omurilik olarak 2 kısımdan oluşur.
 Beyin  3 katlı bir zarla çevrilidir. Bu zarlar dıştan içe doğru sert zar, örümceksi zar ve ince zar olara adlandırılır.
o Sert zar  Kafatası kemiklerine yapışmış olan kalın, dayanıklı bir zardır. Beyini kafatasına bağlar.
o Örümceksi zar  Ortadadır ve ince bağ dokusu iplikleriyle iki zarın arasında ağ gibi uzanarak onları birbirine bağlar.
o İnce zar  Beyinin en ince girinti ve çıkıntılarına girerek beyin yüzeyine yapışmıştır. Bu zarda bulunan kan damarları beynin beslenmesinde görev alır.
Örümceksi zarla ince zar arasındaki boşlukta beyin sıvısı bulunur. Beyin sıvısının görevi beyni şiddetli sarsıntı ve çarpmalardan korumak, beyne gelen kan ile beyni oluşturan sinir hücreleri arasında madde alış-verişini yapmaktır.











Beyin 3 kısımdan oluşur.

a) Ön beyin  beyinin en büyük kısmıdır. Uç beyin ve ara kısım olmak üzere 2 kısımdan oluşur.
i) Uç beyin  2 yarım küreden oluşur. Bu yarım küreler ortadan geçen köprülerle birbirine bağlanmıştır. Bu köprülerde üst kısımlardakine nasırlı cisim alttaki bağlantıya da beyin üçgeni denir. Bu köprüler nöron aksonlarından yapılmıştır. Bu yarım küreler beynin diğer kısımlarını üstten kapatan bir mantar gibidir. Ön beyinden enine geçen bir kesit alındığında, dış kısmından boz madde iç kısmından ak madde olmak üzere iki kısımda görülür. Boz maddeden meydana gelen kısma kabuk da denir. Ve Miyelinsiz nöron gövdelerinden oluşur. Ak madde ise akson demetlerinden oluşur.
Uç beyinin dışında hücre yüzeyini genişletmek amacıyla çok sayıda girinti ve çıkıntılar oluşmuştur. Bu girintilerden en derin olanına holondo yarığı denir.
Beyin kabuğunda görüntü ve sesle ilgili uyartıları algılayan, sembolleri ve konuşmayı idare eden merkezler vardır.
Hafıza, öğrenme, değerlendirme ve hayal kurma gibi faaliyetlerin idare edildiği merkezlerde kabukta yer alır.
ii) Ara beyin  talamus, hipotalamus ve hipofiz bezinin arka bölgesini içine alır.
Talamus  Bir dağıtım şebekesi gibidir. Duyu sinirleriyle gelen uyartıların iletim merkezidir. Omurilikten ve beynin alt kısmından gelen sinirler ile ön beynin duyu merkezine gelen sinirler buradan geçer.
Hipotalamus  Heonostasi ile ilgili düzenlemeler yapar. Salgı yapan sinir hücrelerinin bulunduğu bir yerdir. Bu salgılar hipofiz bezinin özellikle ön lobundan hormon salgılanmasını uyarır. Tüm organların ve sistemlerin çalışmasını hipotalamus etkiler. (su dengesi, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını, iştahı, kan basıncını, uyku, vücut sıcaklığını, eşeysel yönelme ve olgunlaşmayı idare eden merkezler yer alır.)
*Ara beyinin talamus ve hipotalamus bölgesi, duyu organlarından ve içten gelen bilgileri bütünleştirir. Bu bölgeler sinir ve endokrin sistemin karşılıklı etkileşimini sağlayan çok önemli merkezlerdir.
Hipofiz arka lobu  Hormon üreterek organların çalışmasını düzenleyen temel bir bezdir.
c) Orta beyin  Ön beyin ve arka beyin arasında ve ön beyinle gözler arasındaki sinir uyartılarını düzenler. Beyincikle ara beyin arasında bulunur. Göz bebeğinin ışıkta büyüyüp küçülmesini, vücut dengesinin sağlanmasını ve kas tonusunu düzenleyen merkezler burada bulunur.
d) Arka beyin  Omurilik soğanı ve beyincik olmak üzere iki kısımdan meydana gelir.
i) Beyincik  beyin ile omurilik soğanının arasında yer alır. Beyincik kas faaliyetlerinin düzenlenmesi ve vücudun dengesini sağlamaktadır. Çok karmaşık ve ince faaliyetlerin düzenlenmesi beyincikle olur. Beyincik zedelenirse ve alkol alınırsa beyinciği etkilendiğinden dolayı dengesi bozulur ve kas hareketleri düzenlenir.
ii) Omurilik soğanı  Yapısı omuriliğe benzer. Dışta ak madde içte boz madde bulunur. Omurilikle beyin arasındaki mesajların taşınmasında vücut içindeki reflekslerin kontrolünde görevlidir.
Omurilik soğanındaki sinir merkezleri dolaşım, boşaltım ve solunum gibi önemli olayları düzenler. Solunum, kalp atışı hızı, metabolizma, merkezleri buradadır.

Omurilik
33 tane omurdan oluşan, omurga kanalının içinde bulunan omurilik, omurilik soğanının devamı şeklindedir.
Omurilikte beyinde olduğu gibi 3 katlı bir zar vardır. Bu zarlar arasında BOS bulunur.
Omuriliğin enine kesiti alındığında beyindekinin tersine boz maddenin iç kısmında, ak maddenin dış kısmında yer aldığı görülür. Boz maddenin sağ ve sol yanlarında arka, yan ve ön boynuzcuk olmak üzere 3 çıkıntı vardır.
Arka boynuzcuklarda  duyu nöronları
Ön boynuzcuklarda  motor nöronu
Yan boynuzcuklarda  otonom sinir sisteminin sinir merkezleri bulunur.
Omuriliğin sağ ve sol tarafından düzenli aralıklarla omurilik sinirleri adını alan 31 çift sinir vardır.
Duyu organlarından beyine, beyinden kaslara giden bütün sinirler omurilikten çapraz olarak geçerler. Bu nedenle beynin sol tarafı vücudun sağ tarafını, beynin sağ tarafı da vücudun sol tarafını idare eder.
Omurilik dışarıdan çeşitli reseptörlerle alınan uyartıları beyne ve beyinden verilen emirleri de hareket organlarına iletmekle görevlidir. Omurilikte görülen en önemli faaliyetlerden biri istemsiz reflekslerdir. Örn: sıcağa elimizi değdiğimizde hemen geri çekmemiz.
Sağlıklı bir insanda görülen ve özelliği değişmeyen ani tepkilere refleks denir. Refleksler dıştan gelen bazı uyartılara karşı organizmanın oluşturduğu ilk ve en kısa cevaptır. Omurilikteki refleksleri gerçekleştiren yapılara refleks yayı denir. Bir çeşit savunma mekanizması olarak düşünülebilir.
Basit bir refleks yayında, duyu nöronu, ara nöron ve motor nöronu olmak üzere üç nöron ve iki sinaps yer alır. Duyu nöronu derideki özel duyu reseptörlerden aldığı uyartıyı omurilik içindeki ara nörona taşır. Ara nöron aynı uyartıyı motor nörona ulaştırır. Motor nöron ise bu uyartıyı kaslara ¤¤¤ürerek onları faaliyete geçirir. Böylece vücuda en kısa yoldan cevap meydana gelir. Burada vücudun ani olarak yaptığı ilk hareket omurilikten idare edilir. Örneğin parmağımızı sıcak bir cisme değdirdiğimizde çekmemiz basit bir reflekstir. Olayın sonraki yorumlaması ise beyin faaliyetleridir. Yani beyin refleksle meydana gelen olayın ancak sonucundan haberdar olur. Başı kesilen bir tavuğun halen kanat çırpması güzel bir örnektir.


Omurilikteki reseptörler 3 tiptir.
Kalıtsal refleks  Yeni doğmuş bir bebeğin göz kırpması, meme emmesi fazla ışıkta göz bebeğinin küçülmesi, diz kapağı refleksi doğuştan gelen reflekslerdir.
Şartlı refleks  Rus bilgini Pavlon,’un yaptığı zil çalınca köpekte salyaların akması
Alışkanlıklar  Beyin çok sık aralıklarla yaptığı ve öğrendiği şeyi omuriliğe yükler. Örn: sigara içme

ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ
Beyin ve omurilikten çıkan sinirleri kapsar. Ç.S.S. sinir hücreleri ve sinir düğümlerinden meydana gelmiştir. Sinir düğümleri M.S.S. dışında kalan sinir hücrelerinin gövdelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Beyinden 12 çift sinir çıkar. Omurilikten 31 çift koruma, duyu ve hareket sinirleri çıkar. En büyük omurilik sinir çifti bozoklara giden siyatik sinirlerdir.
Ç.S.S. görev ve işleyiş bölümünden 2 kısımda incelenir.
1- Somatik S.S.
Motor ve duyu nöronları ile donatılmıştır. Bu nöronların hücre gövdeleri M.S.S. de bulunur. Aksonları ise iskelet kasına gider ve isteğimizle çalışan iskelet kaslarını idare eder. Koşma, şarkı söyleme, yazma gibi beyin kontrolünde olan hareket ve davranışlar bu sistem yardımıyla yürütülür.
3- Otonom sinir sistemi
isteğimiz dışında faaliyette bulunan bütün iç organlara sinir gönderen özel bir sinirdir. Otonom sinirler omurilik, omurilik soğanı ve hipotalamustaki merkezlerde kontrol edilmektedir. Bu S.S.’de sadece miyelinsiz motor nöron bulunur.
Otonom sinir sistemi sempatik ve parasempatik sinir sistemi olmak üzere 2’ye ayrılır. Her iç organa bir sempatik bir para sempatik sinir sisteminden gelen uyartılar zıt yönde etki yapar. Sempatik sinirler organların çalışmasını hızlandırırken, parasempatik sinirler sempatik sinir sisteminin çalışması özellikle zar durumunda kaldığında etkilidir.
Kızma, hiddet, heyecan gibi stres durumları sempatik sistemin aşırı çalışmasıyla olur. Örneğin kızma durumunda sempatik sistemin çalışmasıyla kan basıncı, kan glikozu yükselir, kalp atışı hızlanır, kan damarları, terleme artar, göz bebeği genişler. Parasempatik sistem ise yukarıdaki olayları bir süre sonra yavaştan etki yapar.
Parasempatik sinirler sindirimi hızlandırırken, kalp atışı ve dolaşımını yavaşlatır, sempatik sinirler sindirimi yavaş bir kan dolaşımı hızlanır.
Otonom sinir sistemi hemostosiyide sağlar.
Beyinden çıkan en önemli sinir vagustur.
Omurilikten çıkan en önemli sinir siyatiktir.















TAD ALMA DUYUSU
Tat duyusunu alan hücreler dil ve damak epiteline yerleşmiş olup tat tomurcukları adını alır. Tat alma organı olarak bilinen dil aynı zamanda konuşma ve besinlerin ağızda çevrilerek lokmalar halinde yutulmasını sağlar.
Dilin tat tomurcukları epitel hücreler arasına yerleşmiş olup porlarla dil yüzeyine açılırlar. Tat tomurcukları tat reseptörleri ve destek hücrelerinden meydana gelmiştir. Tat tomurcukları dil yüzeyindeki popillaların içinde bulunurlar.
Su ve tükürükte eriyen tat verici maddeler tat alma tomurcuklarındaki reseptör hücrelerin reseptör molekülleriyle reaksiyona girer ve hücreyi uyarır. Uyarılar duyu sinirlerine aktarılıp beynin ilgili kısmına iletilerek tat duyusu alınmış olur.
Bazı insanlar bazı besinlerin tadını alamazlar. Bunlara tat körü denir.
İnsanda 4 esas tat ayırt edilir. Aç, tatlı, ekşi, tuzlu olarak

Dilin Arka kısmı acıyı Tatları damakla da alınır.
Arka kenarları
Uç kısımları tatlıyı
Orta kısımları tuzluyu

*Popillada bulunan reseptörlerin bazıları bir tadı bazıları iki tadı algılayabilecek şekilde özelleşmişlerdir.


KOKU ALMA DUYUSU
Koku alma organı burundur. Burun ön taraftan iki delikle dışarı açılır, arka taraftan da yutağa açılır. Mukus salgısı yapan bir epitel ile döşenmiş olan burun boşluğu kıllarla kaplıdır. Mukus burun boşluğunun duvarlarını ve kılları nemli tutar. Solunan havanın nemlendirilmesine, ısıtılmasına ve tozların tutularak solunuma uygun hale getirilir. Burun boşluğunun üst kısmında her iki tarafta birer sarı bölge bulunur.
10-29-2008 12:47 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 
Anahtar Kelimeler

Doku  ,Doku  indir,Doku  yükle,Doku  download,Doku  indirmek istiyorum,Doku  yükle,Doku  bedava, Doku  İNDİR,Doku  YÜKLE,free,yukle,İndir,download,inndir,Doku  Dvdrip,Doku  filmi indir



Forum Atla: