<

Eğitim Döküman - Plan Ödev Sunu Proje Değerlendirme

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Laiklik
Mesaj: #1
05-08-2008, 07:57 PM
Zayim
DüşLerde!...
*******


Mesajlar: 897
Grup: Site Yöneticisi
Katılım: Jan 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 4
Laiklik
LAİKLİK

Türk ve yabancı bütün bilim adamları Atatürk inkılâbının en önemliöğesi olarak laikliği kabul ederler. Gerçi Türk inkılâbı, içindetaşıdığı ilkelerle bir bütündür. Ama bu bütünün dayandığı iki anatemel, milliyetçilik ve laiklik, öteki ilkeleri sağlamlaştırır.
Laikliğin kısa tanımı, daha önce belirlenmişti. Yeniden özetleyecekolursak, laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil,akla ve bilime dayandırılmasıdır.
Çok uzun bir zaman hemen hemen bütün insan toplulukları, dinlerinkoyduğu esaslara göre yönetilmişlerdir. Çünkü insanların akıl ve bilimalanlarında olgunlaşması kolay olmamış, uzun bir zaman almıştır. Budönemde insanlar, kendi akıl ve iradeleri dışında kalan birtakım güçlertarafından yönetildiklerini kabul ederek rahatlamışlardır. Bu sebeple,devletlerle özdeşleyen dinler ve din adamları, giderek büyük ölçüdegüçlenmiş, gelişen insan zekisinin önüne engeller ko... varlıklarınısürdürmeye çalışmışlardır.
Dinler, inanç kavramına dayanırlar, ister ilkel olsun, ister gelişmiş,her dinin temeli belli varlıklara ve olgulara tartışmadan inanmaktır,insanlar özellikle ölüm gibi en ürkütücü olay karşısında inançdünyalarını zenginleştirmiş, dinsiz yasayamaz duruma gelmişlerdir.İnsanoğlunun evren ve ölüm karşısındaki çaresizliği, zengin inançsistemleri doğurmuştur. Bu çaresizliğe karşı tek sığınılacak yerin dinoluşu, dinlerin insanları yönetmesi sonucunu vermiştir, ilk zamanlariçin bu bir zorunluluktu. İnsanlar arasında düzen ve barışı sağlamakiçin dinin buyruklarına ihtiyaç vardı. Ölümsüzlüğe erişmek isteyeninsanları, hayatta iyi davranışlara yönlendirmek için dinler hukukkuralları da koydular ve bu kuralların uygulanmasına titizlikgösterdiler.
Özellikle ileri dinlerin koyduğu baş hukuk kuralları, aynı zamandaevrensel ahlâkı da yansıtır. Hiçbir din, insanlara erdemsiz yaşamayı,hırsızlığı, yalancılığı, zinayı, adam öldürmeyi buyurmaz. Tersine,bütün dinler ahlâklı ve erdemli yaşamayı buyururlar. Dinler arasındakifarklılıklar, Tanrı ve ibadet anlayışından kaynaklanmaktadır. Böyleceher din, tek ve üstün gerçeği temsil ettiğini ileri sürdüğünden dinlerarasında bir birlik görülmemektedir.
Çok ileri ve üstün bir din olan İslâmlık, kısa sürede inanç sisteminibirçok millete benimsetmiştîr. Hazreti Muhammed'in ölümünden sonraMüslümanlık hızla gelişti. Büyük İslâm bilginleri, ilkçağın akılcıfilozoflarını yeniden gün ışığına çıkardılar, öyle ki, Batılı bilginlerbu filozofları Müslümanlardan öğrendiler. Müslümanlık bu akıl çağındabüyük aşamalar yaptı. Tanrının insanlara doğru yolu görmesi için akılverdiğini söyleyen bilginler, İslâm dininin ilerlemesinde büyük roloynamışlardır. Onları destekleyen halifeler de çıkmıştır. BöyleceMüslümanlık aşağı yukarı üç yüz yıl Tanrının gösterdiği yoldagelişmiştir. Akla dayanan bu gelişme sırasında İslâm Hukuku da günlükhayata uydurulmuştur. Ne yazık ki, bir süre sonra bu gelişme durdu,İslâm dünyasında aklın yerini, tutucu ve durgun bir inanç kapladı. Bugörüşün sahipleri, akıl yolu ile değil, sadece inançla yaşamakgerektiğini savunuyorlardı. Bu görüş kısa sürede yaygınlaştı, İslâmdini ve hukuku donup kaldı. Buna karşılık akıl yolunu Müslümanlardanöğrenen Batılılar, bu esasları geliştirmekteydiler.
İşte Türkler Müslüman oldukları vakit, İslâm dünyasında durgunlukbaşlamıştı. Türkler, üstün yetenekleriyle kısa sürede İslâm dünyasınaegemen oldular. Çok içten inandıkları Müslümanlığı Hıristiyanlara karşıkorudular, İslâmlığı Anadolu'ya ve Balkanlar'a yaydılar, ama onlargüçlerinin doruğunda iken Batı'da da akıl çağı başlamıştı. Büyükakılcılar, bir zamanlar Müslüman bilginlerin dedikleri gibi Tanrınıninsanlara verdiği en büyük hazine olarak akılı gördüler. BöyleceBatı'da bilim ve hukuk akla dayandırılmaya başladı. Burada hemen şunubelirtmekte yarar vardır: Bu büyük akılcı akıma karşı, orada da kilisedirenmiştir. Ancak bu direnme yeni mezheplerin (Protestanlık) doğmasınayol açmıştır. Bu yüzden Hıristiyan dininin bir bütün olarak akılcılığakarşı durması imkânı kalmadı. Kilise giderek yenilikleri kabul etmeyebaşladı. Nihayet XVIII. yüzyıl sonunda çıkan Fransız İhtilâli ilelaiklik, devlet ve hukuk düzenine egemen oldu. Yani devlet, dininetkisinden arıtıldı. Ama ayna zamanda din özgürlüğü de kabul edilerek,devletin vatandaşın vicdanına karışmayacağı, herkesin inancında serbestolduğu esası konuldu.
Osmanlı Devleti'nin bu gelişmenin dışında kaldığını biliyoruz. Atatürkbelki de İslâmlığın parlak çağına dönüş yaparak, zamana ve aklauymayan, eskiyen hukuk kurallarını bir yana bırakarak devletilaikleştirmiştir. Ama İslâmlığın inanç ve ibadete dayanan kurallarınahiç dokunmamıştır.
Atatürk kesinlikle dinsiz değildi. Şu sözleri söyleyen Atatürk'ündinsiz olduğu, laiklikle dinsizliği getirdiği söylenebilir mi? :"Tanrıbirdir, büyüktür. Bizim dinimiz en makul (akla uygun) ve tabii (doğal)bir dindir. Ve ancak bundan dolayı da son din olmuştur. Bir dinin tabiiolması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gerektir. Bizim dinimizbunlara tamamen uygundur... Ey millet, Allah birdir, sanı büyüktür.Peygamberimiz, Efendimiz Cenabı Hak tarafından insanlara diningerçeklerini bildirmeye memur ve elçi olmuştur... İnsanlara feyz ruhuvermiş olan dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor. Bu sebepleen mükemmel dindir... Varlık dünyasının bütün kanunlarını yapan Cenab-ıHaktır... Dinime, gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam buna da öyleinanıyorum". Atatürk bunlar gibi daha birçok söz söylemiştir.
Atatürk'ün akla uygun bir uygulama istediğini belirten şu sözleri, nederin anlamlar taşımaktadır: "Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıklailgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı kâfir olmaksanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannı (düşünce)dır. Bu yanlış yorumuyapanların amacı; İslamların kâfirlere tutsak olmasını istemek değil denedir?"
"Bizim dinimiz milletimize, düşkün, miskin ve hor görülmeyi tavsiyeetmez. Tam tersi, Allah da Peygamber de insanların ve milletlerinyücelik ve şerefini korumalarını buyuruyor... Bizim dinimiz içinherkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardır. Bu miyar ile hangi şeyin dineuygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki, akla,mantığa, toplumun çıkarlarına uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize deuygundur, o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu birdin olmasaydı, en mükemmel ve en son din olmazdı".
Görülüyor ki, Atatürk bilgisiz ve çıkarcı kimselerin milleti din adınasömürmesine karşıdır. O, devlete, hukuka ve bilime can verecekkuralların akla, mantığa uygun olmasını istemektedir. Atatürk, daha1927 yılında dinin siyaset aracı olarak kullanılmasından doğacaksakıncaları ve çıkar düşkünlerini şöyle anlatmıştır: "Masum halka beşvakit namazdan başka, geceleri de namaz kılmayı vaaz etmek veöğütlemek, belki de ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacıtarafından vâki olursa, bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu?"Atatürk'ün yıllarca önce söylediği bu sözler ne kadar düşündürücüdür.
Laiklik devletin temeli olunca, akla dayanan uygulamalarla millet zamanyitirmeden çalışma ve kalkınma imkânı bulur. Devlet vatandaşın inancınakarışamaz; daha Önce de belirtildiği gibi inançlar çeşitlidir. Herkesibir doğrultuda inanca zorlamak olmaz. Bu herşeyden önce demokrasiyeaykırıdır. Demokrasi, bir özgürlük rejimidir. Bu sebeple demokrasilerdedevletin tek bir dini vatandaşlara benimsetmeye çalışması düşünülemez.Bu davranış demokrasi kavramına uymaz. Hem Kur'an "dinde zorlamayoktur" diyor. Bundan başka Kur'an ve Hazreti Muhammed devletyönetiminde akla dayanılmasını isteyen pek çok buyruklar vermiştir.
Demek ki, laiklik vatandaş inancının en sağlam güvencesi oluyor. İnançözgürlüğü devletçe sağlanıyor. Herkes inancında ve ibadetindeserbesttir. Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerdenkesinlikle ayrı tutmak gerekir. O tür rejimlerde devlet dine karşıdır.Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gereken her türlü tedbiri alır.Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu iletam bir din ve inanç özgürlüğü vardır.
Türk Devleti aynı zamanda nüfusumuzun yüzde doksan beşinden fazlasınıninanç sahibi Müslüman olduğu gerçeğini de görmüştür. Müslümanlarıninanç ve ibadet hizmetlerini devlet yüklenmiştir. Din eğitim veöğretimi yapan kurumlar açılmış, buralarda Atatürkçü, aydın, akılcı,laik din adamları yetiştirmeye hız verilmiştir. Hiçbir dönemdeAnadolu'da Cumhuriyet dönemindeki kadar cami yapılmamıştır.
Türk milleti ve Devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağıngereği olan akıl ve bilim kavramlarının yolunda, insancıl bir laikliğibenimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüş mümkün değildir. Böyle birtutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur.
Atatürk'ün Laiklik ile İlgili Bazı Sözleri

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütünyurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir. (1930)

Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülüklemücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanınıtemin etmiştir. (1930)
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymaktaserbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşıdeğiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriylekarıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerdensakınıyoruz. (1926)

Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit
Olun.
.



..::İndirme Linki ::..
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit
Olun.
.



MSN:

GüzeL KonuLarıma Cevap Yazmayan Bidaha Giremesin Siteye!...
Olumlu Olumsuz Yorum Esirgemeyiniz!!!
Bilgi Paylaştıkça ÇOĞALIR!!!...

Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git: